Toplam Okunma 0

Merhaba sevgili okurlar, birkaç sene önce ODTÜ’de araştırma görevlisiyken yaptığım bir sunumun başlığıydı bu. Profesyonel bir öğrenci olarak deneyimlerimden yola çıkarak yazıyorum bu yazıyı. Hep “kaktırma”, ay affedersiniz, “kaynaştırma” bir öğrenci oldum ben. İlkokul birinci sınıftan başlayarak liseden mezun olana kadar çeşitli illerde çeşitli okullara gittim. Her okula kaydım bir macera oldu benim ve ailem için. “Biz onu buraya kabul edemeyiz”, “Onun gibi hiç öğrencimiz olmadı ama”, “Öğretmenlerimiz öyle bir öğrenci istemiyor ama sınıflarında”, “Sen bu okulda yapamazsın, bu okulda çok başarılı, zeki öğrenciler var” … gibi bir sürü söylem. Ailemin ısrarı ile bir şekilde yapıyorduk kaydımı. Ne demeye bu kadar söyleniyorlardı bilmem, zira benim için yaptıkları pek de bir şey yoktu. Ben “normal” okullara giderken kaynaştırma diye de bir kavram dolanmıyordu ortalıkta. Biz Ankara’ya taşınana kadar yaşadığımız şehirlerde körler okulu da yoktu zaten.

 

Ankara’daki kaydım ayrı bir güzel oldu. Ben orta birinci sınıfa başlayacağım, Anadolu lisesi müdürü (yıl 1995) “Buraya hep sınavla, süper öğrenciler geliyor ama onu buraya alamayız, kendisi gibi olanların okuluna gitsin”. Benzer yorumların 21yıl sonra, özel eğitim ve kaynaştırma eğitimle ilgili bir ton yasa ve yönetmelik varken bile, halen yapıldığına eminim. Bizde yasalar çıkar ama alt yapısı olmaz ve düzgün uygulanmaz. Kaynaştırma eğitimin sorunları konusunu şimdilik geçiyorum. Burada söyleyeceğim, engelli çocuğun akranlarıyla, tecrit edilmeden eğitim alabilmesi yasal bir haktır ve öğretmenin isteksizliği, okulun bin türlü bahanesiyle engellenemez. Bu gibi aslı astarı olmayan tepkiler hem aileleri çok zor ve çaresiz bir duruma sokuyor, hem de öğrencileri etkiliyor. Okula daha başlamadan aldığınız ilk mesaj “Sen burada istenmiyorsun, buraya ait değilsin” oluyor.

Tecrit edilmeden dedim ya önceki paragrafta, iste bu tecrit kavramı çok önemli. Bizim eğitimcilerimiz çok çabalayıp, kaynaştırmada bile tecrit etmenin yollarını buluyor. Nasıl mı yapılıyor bu? Görünüşte benzer olanların bir araya koyulması yoluyla yapılıyor. Aynı dönemde görme engelli öğrenciler varsa aynı sınıfa konuyor, aynı sınıfa konmakla kalınmıyor sonra, aynı sırada oturtuluyor. İletişime geçilirken birey olarak öğrenci yok sayılıyor, basmakalıp yargılarla onlar hakkında konuşuluyor ve kararlar veriliyor. Böyle bir düzenlemede iki mesaj göze çarpıyor. Engelli öğrenciye “Sen buranın bir parçası değilsin, çoğunluğa ait değilsin, sadece kendin gibi bozuk olanlarla birlikte olabilirsin”; engelli olmayan öğrencilere de “Onlar sizin gibi değil, sizinle denk olamaz”. Bu mesajlarla her iki gurubun da olumlu yönde gelişme imkânı ellerinden alınıyor.

 

Kaynaştırma eğitimde, hem sınıf öğretmenlerinin hem de branş öğretmenlerinin tutumu çok önemli. Kalabalık sınıflarda, genelde az bir destekle ya da hiçbir destek almadan engelli bir öğrenciyi de kapsayacak biçimde ders işleyebilmenin kolay olmadığının farkındayım. Ancak engelli öğrencilerin de en az diğer öğrenciler kadar öğrenmeye hakkı var. Bu aşamada yapılabilecek en büyük ve temel bakış açısı değişikliği iki temel soruyla anlatılabilir. Ben bu öğrenciyi dışlamadan nasıl ders yapabilirim? Ne gibi değişikliklerle bu öğrenci de benim derslerimden faydalanabilir? “Ben hiçbir şey yapamam” kolaycı bir yaklaşımdır ve öğretmenin fark yaratma fırsatını elinden alır. Ben, öncelikle ailemin, arkadaşlarımın ve benim için fark yaratan öğretmenlerimin desteğiyle başarılı olabildim.

 

Öğretmenlerin tutumları sorularından ortaya çıkar. Görme engelli bir öğrenci olarak ilkokuldan itibaren öğretmeninizden duyabileceğiniz sorular: “Hiç mi göremiyorsun? Tedavisi yok mu? Neden oldu? Ailede mi var? Neden gözlük takmıyorsun? Bu kaç?”. Bu soruların çoğu gereksiz, öğretmenin merakını gidermekten öte hiçbir amaca hizmet etmiyor ya da çocuğa sormak için uygun değil.

 

Peki, öğretmenler ne gibi sorular sorabilir? Bu sorular kime sorulmalı? Gelişimsel olarak çocuklar belli sorulara cevap veremeyebilir, bu gibi durumlarda veliler ve öğrenciyle daha önce çalışmış öğretmenler çok iyi bilgi kaynakları olabilir. Özellikle küçük yaştaki çocuklarla çalışırken, diğer bilgi kaynakları kullanıldıktan sonra çocukla iletişime geçilebilir. Bu aşamada rehber öğretmenden de destek istenebilir. Bir başka kaynaktan bilgi alırken öğrencinin engel durumunda değişiklik olmuş olabileceği, mesela görme kaybının ilerlemesi ya da öğrencinin o yaz bilgisayar kullanmayı öğrenmesi ve ekran okuyucuyla çalışabiliyor olması gibi, göz önünde bulundurulmalıdır. Çocukla konuşurken de çocuğun engellinin neden olduğu, tedavisi olup olmadığı gibi sorulardansa çocuğun öğrenme özelliklerine yönelik sorular sorulabilir. Örneğin: Hiç görebiliyor musun? Bana şu anda neler gördüğünü anlatabilir misin? Aydınlıkta ya da karanlıkta daha iyi görebiliyor musun? Kitaplarını nasıl okuyorsun? El yazısını okuyabiliyor musun? Tahtadakileri okuyabiliyor musun? Bilgisayar kullanabiliyor musun? Ödevlerini yaparken yardıma ihtiyaç duyuyor musun? Sınıfta sırayla herkes bir şeyler okurken sen de okumayı denemek ister misin (eğer öğrenci yavaş okuyorsa sorulabilir)? Tahtaya yazabilir misin? Yazılılarını nasıl alıyorsun? Bunları sorarken ki ifadelerinize de dikkat edin. Öğrenciyi sorgular gibi bir tavır takınmayın. Mesela ders de öğrenciler kendilerini tanıtırken, görme engelli öğrenci kendini tanıttıktan sonra engellinden bahsetti. Siz “Tamam Merve, dersten sonra bu dönem birlikte neler yapabileceğimizi konuşalım mı?” diyebilirsiniz. Öğrenciyle konuşurken de “Ben bu dönem ders işlerken, ödev verirken ya da yazılıları hazırlarken neleri göz önünde bulundurmam gerektiğini anlamak istiyorum, sana bazı sorular sorabilir miyim? ”diyebilirsiniz. Böyle bir girişten sonra yukarıdaki ve benzeri soruların cevapları öğretmene görme engelli çocuğun neleri nasıl yaptığıyla ilgili bir fikir verebilir ve öğretmen cevaplara göre öğretme yöntemlerini ve sınıf içi uygulamalarını düzenleyebilir.

 

Ne peki bu öğretmene de fazla külfet getirmeyen yöntemler? Öğrencinin cevabına göre, öğretmen:

Tahtaya öğrenciyi kaldırabilir, okuma görevi verebilir, (öğrenci yapamıyorsa bunları atlayabilir ya da öğrenciyle birlikte bir yöntem bulabilir. Örneğin tahtaya yazılacak şeyin öğrenci tarafından söylenmesi, duruma göre öğretmen ya da başka bir öğrenci tarafından yazılması gibi.

Öğrencinin ön sırada, duvar ya da pencere kenarında oturmasını sağlayabilir.

Sınıfta dağıtacağı şeylerin, mesela alıştırmaların büyük puntoyla çıktısını dersten önce alabilir, ya da öğrenciyle elektronik olarak paylaşabilir.

Ders anlatırken kullandığı notları varsa bunları da öğrenciyle ya da duruma göre veli ile paylaşabilir. Eğer öğrenci tahtayı okuyamıyorsa, tahtaya yazarken bir yandan da yazdıklarını okuyabilir.

Öğrencinin sınav uyumlaştırmalarını, büyük punto, okuyucu ya da elektronik sınav, sınav için sessiz bir oda, ek süre gibi, okul sistemi içerisinde düzenleyebilir.

Derste kullandığı görselleri betimleyebilir. 

Anlatımlarında “bu, şu”, “şuradan buraya”, “böyle” gibi tanımlar kullanmaz.  Yerine, olabildiğince betimleme yapar, mesela a doğrusu b doğrusunu c noktasından kesiyor, d acısı dik açı, y değeri 7 gibi açık biçimde betimleyerek ders anlatabilir.

Söz vereceği öğrencinin adını söyleyebilir. Bu hem görme engelli öğrenciye hem de diğer öğrencilere söz verirken yapılmalıdır. Böylece görme engelli öğrenci hem kendine söz verildiğini anlayabilir, hem de arkadaşlarının isimleriyle seslerini eşleştirmeye başlayabilir.

Öğretmen ders dışında görme engelli bir öğrenciyle karşılaştığında kendini tanıtabilir. Örneğin “Merhaba Can Ben Selin öğretmen” gibi bir cümle, öğrencinin kiminle muhatap olduğunu anlamasını sağlayacaktır.

 

Bütün bunlar öğretmene fazla külfet getirmeyen yöntemler ama görme engelli öğrencinin öğreniminde önemli fark yaratabilecek şeyler. Ortaokul ve lisedeyken bana en çok inanan ve destek olan öğretmenimin branşı fizikti. Fizik derslerinde çok başarılı olmadım belki ama onun bana inanıyor, benim için çaba harcıyor olmasının kıymeti çok büyüktü. Umarım kaynaştırma öğrencisi olan öğretmenler de ufak şeylerin, bazen sadece öğrenciyle yapıcı bir iletişim halinde olmanın ve ona inanmanın bile çok şeyler değiştirebileceğini fark eder.

 

Not fark yaratan öğretmenlerimin hiç değilse bazılarına teşekkür etmeden bitirmek istemiyorum bu yazımı: Nuran ve Nusret Çetin, ilkokul bir ve ikinci sınıf;  Sabahat Akgünlü, ilkokul dördüncü ve beşinci sınıf; Asuman Koca ortaokul ve lise coğrafya; Fatma Er ortaokul ve lise fen bilgisi-fizik. 

 


Sesli Dinle

Yorumlar

Bu yazı için henüz yorum yok.