Toplam Okunma 0
Beyaz bir tabak ve lila rengi aralarda beyaz kreması bulunan yuvarlak bir pastanın yakın plandaki görüntüsü. Bıçak tutan bir el pastada üçgen bir dilim kesmek üzere.

Brook Sexton, Ulusal Körler Federasyonu’nun genç bir lideridir. İnanca giden yolculuğunu samimiyet ve gözü kara bir dürüstlükle paylaşıyor. İşte size anlatmak istedikleri:

 

“Yardım etmek için ne yapabilirim?” Kilisemin gençleri tarafından düzenlenen yıllık öğretmen takdir yemeğini hazırlamak için yapılması gerekenleri yapmak niyetiyle sordum. Cevap için hazır değildim.

 

“Güzel, burada bir bıçak var. Pastayı keser misin?”

 

Böyle durumlarda sık sık sürahileri doldurmam, bir somun ekmeği servis masasına taşımam veya kağıt tabakları ve peçeteleri ayarlamam istenir. Ya da her şeyin kontrol altında olduğu ve burada bir sandalye var; akşam yemeği başlayana kadar otur.

 

Aklımdan binlerce düşünce geçti: Kim ben mi —kör kadın? Tabii ki ben bir pastayı kesebilirim fakat burada değil! Wow, bu benim tüm yaşamım boyunca istediğim bir şeydi fakat... Benden dokuz ay hiçbir şey yapmamı isteme ve şimdi istiyorsun benim... Hayır, yapamam. Ortalığı karıştırırsam ne olur? Ne yapmalıyım? Neden o görev? Yapabilir miyim?... Yapabilir miyim?...

 

“Hayır, onu yapabileceğimi gerçekten düşünmüyorum” diye cevapladım. Birden kendimden utandım ve hayal kırıklığına uğradım. Gören birinin yapabileceği her şeyi yapabileceğimi söyleyerek sürekli etrafta dolaşırken burada ben “Hayır” diyordum. Ancak teste tabi tutulduğumda pes ettim ve onların kör insanlar ile ilgili yanılgılarını doğruladım.

 

Sonunda pastayı kimin kestiğini bilmiyorum fakat o gece insanlara söyleyip durduğum sözlere kendime inanmaya başlamam gerektiğini fark ettim. Konfor alanımdan çıkıp katılmak zorunda kaldım. Ne de olsa, liderlerden biri gibi davranılmak istiyordum —çocuklardan biri gibi değil.

 

Bu yüzden altı ay sonra aynı kadın bir hizmet projesi için ren geyiği yapmada öncülük etmemi istediğinde, “Evet” dedim. Materyalleri bir araya getirmem, el bezini sabun kabının etrafına nasıl dolayacağımı göstermem, boynuzların nasıl yapıldığını ve gözlerle burnu tamamlanan ren geyiğinin üzerinde nereye yapıştıracağımı açıklamam gerekiyordu. Bu, pastayı kesmek kadar korkutucuydu çünkü bırakın hevesli on genç kızın önünde kullanmayı, daha önce hiç sıcak silikon tabancası kullanmamıştım. “Etkinliğin olduğu gece hastalanarak mı yoksa başka birisinden kızlara projeyi nasıl yapacaklarını öğretmesini isteyerek mi bu projeden çıkmalıyım?” diye düşündüm. Fakat aynı zamanda pasta beni hala rahatsız ediyordu.

 

Etkinlikten birkaç gün önce kendimi mutfakta yerde oturmuş ren geyiği yaparken buldum. Akşam boyunca, bu sorumluluktan neden kurtulamayacağım konusunda kendimle devam eden bir tartışmam oldu. Projeyi kendi evimin mahremiyetinde başarıyla yaptığım için olumsuz, zavallı çaresiz kör kişi tartışmayı kaybetti ve görevi yerine getireceğimi biliyordum.

 

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, etkinlik başarılı oldu. Kızlar aşamaları (pek de zor değildiler) anladılar ve biz 100 ren geyiği yaparken herkes sosyalleşti. Kıkırdayarak hem geçmiş Noeller hakkında hikayeler anlattık hem de harika zaman geçirdik. Bu kadar mutlu olmamın sebebinin bir kısmının, sonunda konfor alanından çıkmış olmam olduğunu kimse bilmiyordu.

 

Kız kardeşim Amber evlendiğinde, düğünden sonra temizliğe yardım etmek benim sorumluluğumdu. Temizliğe yardım edenler kilisemin üyeleriydi ve beni tüm yaşamım boyunca tanıyorlardı. Baston kullanmadığımda, ev işlerine veya projelere yardım etmek yerine insanların beni sandalyeye oturtmalarına izin verdiğimde ve ben kendime inanmadığımda beni tanıdılar. Gençliğimden beri o insanların yanında olmamıştım ve körlerin rekabet edebildiğini öğrenmelerini istiyordum. Bu nedenle çekingen bir şekilde “Yardım etmek için ne yapabilirim?” diye sormak yerine “Ne yapılması gerekiyor?” diye sordum. Pek çok şeyin yanı sıra resepsiyonun yapıldığı salonu süpürmemiz gerekiyordu.

 

Süpürgeyi nerede bulacağımı sormama ve bu görevi yerine getirmek için yola çıkmama rağmen nereden başlayacağımdan emin değildim. Yine de bu zor bir görev değildi, yine biraz endişe hissettim. Fakat fark şuydu ki, bu korkunun beni yenmesine izin vermedim. Olumsuz, zavallı, çaresiz kör kişinin tartışmaya katılmasına izin vermedim. O odayı süpürdüm ve konfor alanımın genişlediğini fark ettim.

 

İster kesilecek bir pasta, ister sergilenecek bir proje veya ister süpürülecek bir salon olsun, sadece bazı şeyleri yapabileceğimi söylememin, hatta onu yapabileceğime inanmamın yeterli olmadığını öğrendim. Davranışlarımla —hem kendime hem de başkalarına— gören akranlarımla rekabet edebileceğimi göstermem çok önemli.

 

Her gün meydana gelen küçük şeylerin kendime güvenimi oluşturabileceğini veya yok edebileceğini öğrendim. Ve her gün yaptığımız küçük şeyler yavaşça —fakat kesinlikle— toplumların kör insanların yeteneklerine ilişkin algılarını değiştiriyor.

 


Sesli Dinle

Yorumlar

Bu yazı için henüz yorum yok.