Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

4. sayı: Haziran 2014

Yıl: 2014 | Ay: 6

Editör: Elif Emir Öksüz Deniz Aydemir Döke

EEEH Dergi

Eşit, Erişilebilir, Engelsiz Hayat

Sayı: 4

Haziran 2014

 

Editörler: Elif Emir Öksüz, Deniz Aydemir Döke.

Yazım Denetimi: Gülcan Altun, Canan Çam, Gamze Sofuoğlu.

Web Sorumlusu: Burak Sarı

Yayınlayan: Engelsiz Erişim Derneği

İletişim Bilgileri

Web:

http://eeeh.engelsizerisim.com

E-posta:

eeehdergi@gmail.com

Facebook:

www.facebook.com/eeehdergi

Twitter:

www.twitter.com/eeehdergi

Değerli okurlar hepinize merhaba,

 

Dördüncü sayımız da tıpkı öncekiler gibi dopdolu içeriğiyle karşınızda. Bu sayıda iki konuk yazarımız, dergimize farklı bir renk getirdi. Sizler de konuk yazar olmak isterseniz, sitemizdeki ilgili bölümü inceleyip yazılarınızı dergi e-postası aracılığıyla bize ulaştırabilirsiniz.

 

Bu sayının açılışını Mürşide Vural ile yapıyoruz. İş hayatına atılmış engellilerin neredeyse tamamına tanıdık gelecek bir yazı. Bir ayrımcılık, bir mobing ya da bir koruma kollama örneği de olabilir. Bakışaçınıza göre değişir. Gerekli erişilebilirlik imkanlarını sağlamamak da ayrımcılıksa eğer, ki öyle, Engin Yılmaz da ayrımcılıktan bahsediyor. Özünde engelliler için yapılan toplantı, konferans, çalıştay ve kongreler, engellileri neden ve nasıl engelliyor? Daha önemlisi, sorunun çözümü için neler yapılabileceği bu yazıda mevcut. Hangisi ayrımcılık, hangisi değil? Neye göre karar vereceğiz? Nefret var mı nefret? Yeni yasanın daralttığı ayrımcılık kavramını, konuk yazarlarımızdan avukat Hüseyin Pala bizler için ele aldı. Yasada bile ayrımcılık kavramı daralırken, Elif Emir Öksüz çıkmış, engellilere yapılan iyilikleri, pışpışlamaları bir çeşit saldırganlık olarak tanımlamış. Mikrosaldırganlık denen şey, ismen olmasa da içerik olarak herkese çok ama çok tanıdık gelecek eminiz. Başka bir tanıdıklık, karanlığın tanıdık yüzü, Gülcan Altun’un yazısında kucaklıyor bizleri. Yalnızca körler mi gün ışığını görmez? Elbette hayır. Gün ışığını göremeyenlerin 301 tanesini toprağa verdik geçen ay, ihmal ve para hırsı yüzünden. İsyan edesi geliyor insanın; bu ihmali, mikrosaldırganlıkları, makro ayrımcılıkları ve bütün mobingleri protesto edesi geliyor düşününce. Biz protesto edince ne oluyor? Adımız “defolu anarşik” kalıyor. İlke Çeperli açıklıyor, kim bu defolu anarşikler ve nereden çıktılar? Ayrımcılık, protesto, eylem demişken, gelin Eylem Yurtsever’in yazısına bir göz atalım. Belki TÜRGÖK sergisini dinlerken biraz durulur, rahatlarız. Olmazsa diğer konuk yazarımız Atakan Nalbant’a kulak verir, bir körün bisiklete biniş yöntemlerini dinleriz. Bu da olmazsa, Adem Reisin anlattıkları bizi sakinleştirecektir. Ona hiç şüphe yok. Deniz, yelken, iyot kokusu, dalgalar ve denizci Adem Reis, tatil sezonu yavaş yavaş açılırken hepimizi havaya sokacak gibi görünüyor. Hepinize iyi okumalar dileriz.

 

Dergi İçeriği

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş