Siyah, düz bir arka planın tam merkezinde yer alan, beyaz renkli ve kalın puntolu (bold) bir yazı görülüyor. Yazıda büyük ve küçük harfler kullanılarak şu ifade yer alıyor: ​"Kamuoyuna ve Ruh Sağlığı Uzmanlarına Çağrı: Şiddeti Tanılaştırmak Hak İhlalidir!" ​Tasarım oldukça sade, net ve dikkat çekici bir protesto/duyuru görseli niteliğindedir.

Kamuoyuna ve Ruh Sağlığı Uzmanlarına Çağrı: Şiddeti Tanılaştırmak Hak İhlalidir!

15 Nisan 2026 tarihinde Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırısında yaşanan can kayıpları ve yaralanmalar nedeniyle yoğun bir üzüntü içerisindeyiz; hayatını kaybeden öğretmen ve öğrencilerin yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Bu acı olayın ardından gerek ulusal basında gerekse sosyal medya mecralarında yürütülen tartışmaları ise derin bir endişeyle takip etmekteyiz. Özellikle şiddet eylemini gerçekleştiren kişinin, kişiliği üzerinden yapılan analizlerde, "Otizm" başta olmak üzere çeşitli psikiyatrik tanıların birer suç sebebi veya şiddet kaynağı gibi gösterilmesi, kabul edilemez bir damgalama sürecine dönüşmüştür.

Engelsiz Erişim Derneği olarak aşağıdaki hususları kamuoyunun ve ilgililerin dikkatine sunarız:

1. Psikiyatrik Tanılar Şiddetin Gerekçesi Değildir

Bir kişnin sahip olduğu nöroçeşitlilik veya psikiyatrik tanı, tek başına bir şiddet eyleminin nedeni ya da açıklayıcısı olamaz. Şiddeti psikososyal engellilikle ilişkilendirmek, bilimsel gerçeklikten uzak olduğu gibi, toplumda bu tanılara sahip binlerce kişiyi ve aileyi hedef haline getirmekte, güvenlik algılarını zedelemektedir.

2. Medyanın ve Uzmanların Sorumluluğu

En vahimi ise, ruh sağlığı alanında uzmanlık unvanına sahip bazı kişilerin, ekranlarda veya sosyal medyada "tanı koyma" yarışına girmesidir. Ruh sağlığı profesyonellerinin etik sorumluluğu, toplumu doğru bilgilendirmek ve damgalamayı (stigmatizasyon) önlemektir; aksine, ön yargıları beslemek değildir. Uzaktan yapılan bu tür "kişilik analizleri" hem meslek etiğine hem de insan haklarına aykırıdır.

3. Engelli Hakları ve Damgalama ile Mücadele

Yapılan her "otistik" veya benzeri vurgu, engellilerin toplumsal yaşama katılımının önündeki engelleri kalınlaştırmakta ve "tehlikeli öteki" imajını pekiştirmektedir. Bir suçun failini tartışırken engellilik kimliğinin bir sıfat veya "canavarlaştırma" aracı olarak kullanılması, açık bir ayrımcılıktır.

Sonuç olarak

Bizler, yaşanan bu korkunç olayın nedenlerinin ve arka planının; sosyolojik, akademik, politik ve toplumsal açıdan çok boyutlu bir düzlemde ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Ancak bu tartışmalar yürütülürken başvurulan yöntem, bir sorunu anlamaya çalışmaktan ziyade yeni bir toplumsal mağduriyet yaratmaya odaklanmaktadır.

Toplumsal travmaların ardından yapılan analizler, herhangi bir grubu peşinen "suçlu" veya "tehlikeli" ilan etme hakkı tanımaz. Bilimsel ve etik bir tartışma; belirli bir engelli grubunu hedef göstermeden, toplumu engellilere karşı kışkırtmadan ve nefret söylemi üretmeden yürütülmelidir.

 

Medya kuruluşlarını, akademisyenleri ve ruh sağlığı uzmanları başta olmak üzere toplumun tüm paydaşlarını;

  • Şiddeti herhangi bir engel grubuyla ilişkilendiren dilden vazgeçmeye,
  • Tıbbi tanıları birer hakaret veya suç unsuru gibi kullanmamaya,
  • Ve etik sorumluluk bilinciyle hareket ederek engelli haklarına saygılı bir üslup benimsemeye davet ediyoruz.